Evdeki elektrikli süpürgenin küçük bir parçası kırıldığında aklımıza ilk ne geliyor? Tamir ettirmek mi, yoksa yenisinin fiyatına bakmak mı?
Çoğumuz artık önce interneti açıyoruz. Modeline bakıyoruz, fiyatları karşılaştırıyoruz, indirim kovalıyoruz. Sonra bir tamircinin isteyeceği ücreti tahmin etmeye çalışıyoruz. Bazen daha tamirciye gitmeden kararımızı veriyoruz: Yenisini alacağız.
Oysa ortada belki de küçük bir arıza var. Bir düğme, bir kablo, yerinden çıkan basit bir bağlantı…
Peki, bir eşyayı onarmak ne zaman bu kadar zahmetli bir işe dönüştü?
Tamirciler Hâlâ Var, Ama Alışkanlıklarımız Değişti
Bir zamanlar mahalledeki tamircinin ne iş yaptığını herkes bilirdi. Televizyon bozulunca kime gidileceği, ayakkabının nerede dikileceği, küçük ev aletlerini kimin onarabileceği belliydi.
Bugün de işini iyi yapan ustalar var. Fakat onlara ulaşmak her zaman kolay değil. Üstelik bazı ürünlerin tamiri, satın alınmasından bile karmaşık hale gelebiliyor.
Bunda yalnızca tüketim alışkanlıklarımızın değişmesinin payı yok. Ürünlerin yapısı da değişti.
Eskiden küçük bir parçayı değiştirmek yeterliyken bugün tamirci elektronik kartın tamamını değiştirmek zorunda kalabiliyor. Bazı cihazlarda yedek parça bulmak zorlaşıyor. Bazen tamirci parçayı buluyor ama parça ve işçilik maliyeti yeni ürünün fiyatına yaklaşıyor.
Böyle bir durumda insan ister istemez düşünüyor: Tamir ettirmek gerçekten mantıklı mı?
Ucuz Olan Her Zaman Ekonomik Değil
İşin ilginç tarafı, yeni bir ürün almak başlangıçta daha ekonomik görünebiliyor.
Örneğin arızalanan küçük bir ev aleti için yüksek bir onarım ücreti istendiğinde, biraz daha fazla ödeyerek sıfırını almak cazip geliyor. Üstelik yeni ürünün garantisi de var.
Ancak bu hesabın gözden kaçan bir tarafı bulunuyor.
Bir eşya alırken yalnızca fiyatını değil, onu kaç yıl kullanacağımızı da düşünmeliyiz.
Üç yıl kullandığımız ucuz bir ürün mü, yoksa yıllarca kullanıp gerektiğinde onarabileceğimiz bir ürün mü daha avantajlı?
Bunun her zaman tek bir cevabı yok. Ama harcama alışkanlıklarımız nedeniyle çoğunlukla etiket fiyatına odaklanıyor, kullanım ömrünü ikinci plana atıyoruz.
Bir ürünü satın almak kolaylaştıkça onunla kurduğumuz ilişki de değişiyor. Artık eşyaların bozulma ihtimalini, onları seçerken yeterince hesaba katmıyoruz.
Bir Ustanın Emeği de Var
Tamir fiyatlarını konuşurken başka bir ayrıntıyı unutmamak gerekiyor: Ustanın zamanı.
Bir cihazın arızasını bulmak, bazen onu onarmaktan daha uzun sürebilir. Tamirci ürünü inceler, sorunu tespit eder, parça araştırır ve yaptığı işlemin sonucunu kontrol eder.
Dışarıdan bakıldığında birkaç dakikalık bir müdahale gibi görünen işin arkasında yılların deneyimi olabilir.
Bu nedenle her yüksek tamir ücretini fırsatçılık olarak değerlendirmek doğru değil.
Diğer yandan müşterinin de haklı olduğu durumlar var. Tamir maliyeti çok yükselmişse, cihazın tekrar arızalanma ihtimali varsa veya gerekli parça bulunamıyorsa yeni ürün almak daha mantıklı olabilir.
Mesele her şeyi mutlaka tamir ettirmek değil. Mesele, tamiri gerçekten bir seçenek olarak değerlendirebilmek.
Kaybettiğimiz Şey Yalnızca Eşyalar mı?
Belki de asıl değişim burada yaşanıyor.
Eskiden bozulan bir eşyanın yeniden çalışması küçük bir sevinçti. Bir radyonun ses vermesi, bir lambanın tekrar yanması ya da eski bir saatin yeniden işlemesi…
Şimdi ise çoğu zaman bozuk eşyanın yerini yenisi alıyor. Eskisi çekmeceye kaldırılıyor, depoya bırakılıyor veya çöpe gidiyor.
Elbette geçmişte her şey daha iyi değildi. İnsanlar bazen maddi imkânları olmadığı için eşyalarını defalarca tamir ettirmek zorunda kalıyordu. Bugün yeni ürünlere daha kolay ulaşabilmenin de önemli avantajları var.
Yine de bir şeyi kaybetmiş olabiliriz: elimizdekilerin değerini fark etme ve onları hemen gözden çıkarmadan önce ikinci bir şans verme alışkanlığını.
Bu yalnızca para meselesi değil. Üretmek, kullanmak, onarmak ve yeniden değerlendirmek arasında kurduğumuz ilişkinin de bir parçası.
Belki de Önce Sormamız Gereken Soru Değişmeli
Yeni bir ürün almadan önce bir tamirciye danışmak her zaman büyük bir çaba gerektirmiyor. Bazen tek bir telefon görüşmesi bile kararımızı değiştirebilir.
Elbette güvenli olmayan, ciddi biçimde yıpranmış ya da onarımı ekonomik olmayan bir cihazı kullanmaya devam etmek zorunda değiliz.
Fakat çalışır hale getirilebilecek bir eşyayı sırf yenisi daha çekici görünüyor diye gözden çıkarmak da üzerinde düşünmeye değer.
Çünkü tüketim alışkanlıklarımız yalnızca mağazalarda verdiğimiz kararlarla şekillenmiyor. Evimizdeki bozuk bir eşyanın karşısında ne yaptığımız da bu alışkanlıkların bir parçası.
Belki bir sonraki arızada, yeni ürünlerin fiyatına bakmadan önce kendimize basit bir soru sorabiliriz:
“Bunun gerçekten yenisine mi ihtiyacım var, yoksa hâlâ tamir edilebilir mi?”
Bazen küçük bir sorunun cevabı, düşündüğümüzden daha fazla şeyi değiştirebilir.


Ali, özellikle tamir masraflarının bazen yeni bir ürünün fiyatına yaklaşması konusunda çok haklısın. Artık bozulan bir eşyayı onarmaktan önce yenisini almayı düşünüyoruz. Oysa elimizdekilerin değerini bilmek ve israfı azaltmak da önemli. Tamir kültürünün giderek kaybolması gerçekten düşündürücü. Güzel bir konuya değinmişsin, kalemine sağlık.
Tamir kültürünün giderek kaybolmasında yalnızca artan maliyetlerin değil, değişen tüketim alışkanlıklarının da büyük payı var. Eskiden bozulan bir eşyayı onarmak ilk seçenekken bugün çoğu zaman yenisini almak daha cazip geliyor. Özellikle ürünlerin kullanım ömrü konusunda yeniden düşünmemiz gerekiyor. Güzel ve düşündürücü bir yazı olmuş.