Herkes Konuşuyor, Peki Kim Dinliyor?

Herkes Konuşuyor, Peki Kim Dinliyor?

Bir masanın etrafında toplanmış birkaç insan düşünün. Herkesin anlatacak bir hikâyesi, paylaşacak bir düşüncesi, savunacak bir fikri var. Biri konuşurken diğeri vereceği cevabı hazırlıyor. Bir başkası telefonuna bakıyor. Sözcükler havada uçuşuyor ama kimse gerçekten kimseyi duymuyor.

Çünkü artık konuşmayı iletişim kurmak, dinlemeyi ise sadece sıramızın gelmesini beklemek sanıyoruz.

Peki, ne zaman böyle olduk?

Dinlemek Yerine Cevap Vermeyi Öğrendik

Günümüzde insanların büyük bir kısmı anlaşılmak istiyor. Düşüncelerinin önemsenmesini, duygularının fark edilmesini ve söylediklerinin dikkate alınmasını bekliyor.

Ancak aynı insanların ne kadarı karşısındakine bu fırsatı tanıyor?

Bir tartışmayı düşünün. Karşımızdaki insan henüz cümlesini tamamlamadan itiraz etmeye başlıyoruz. Ne söylemek istediğini anlamaya çalışmak yerine nerede hata yaptığını bulmaya odaklanıyoruz.

Çünkü çoğu zaman amacımız bir şey öğrenmek değil, haklı çıkmak.

Oysa dinlemek, karşımızdakinin söylediklerine katılmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Sadece onun düşüncelerine de yer açabildiğimizi gösterir.

Sosyal Medya: Herkesin Kürsüsü Var, Kimsenin Sabrı Yok

Sosyal medya bize düşüncelerimizi milyonlarca insana ulaştırabilme imkânı sundu. Artık herkes bir konuda yorum yapabiliyor, görüş bildirebiliyor ve sesini duyurabiliyor.

Bu, kuşkusuz önemli bir özgürlük.

Ancak beraberinde başka bir alışkanlık da getirdi: Her konuda konuşmak zorundaymışız gibi hissetmek.

Bir haber paylaşılıyor. Henüz ayrıntıları öğrenilmeden yüzlerce yorum yapılıyor. Bir insan düşüncesini açıklıyor. Ne demek istediği anlaşılmadan etiketleniyor, yargılanıyor, hatta hedef gösteriliyor.

Sanki düşünmek zaman kaybı, hemen tepki vermek ise bir başarı göstergesi.

Üstelik yalnızca bizimle aynı fikirde olan insanları dinlemeye başladığımızda, farklı düşünceleri anlamak giderek zorlaşıyor.

Herkesin kendine ait bir kürsüsü var ama kimsenin başkasının kürsüsüne tahammülü kalmamış gibi.

Günümüzde bilgi sahibi olmakla her konuda fikir yürütmek arasındaki çizgi giderek belirsizleşiyor. İnsanlar bazen yeterince araştırmadan kesin yargılara varabiliyor. Bu durum, daha önce yayımladığımız Herkes Bir Şey Biliyor yazısında ele aldığımız toplumsal alışkanlıkları da hatırlatıyor.

Haklı Olmak mı, Anlamak mı?

İnsan ilişkilerinde belki de en büyük sorunlardan biri, her anlaşmazlığı kazanılması gereken bir mücadele olarak görmemiz.

İki arkadaş tartışıyor. İkisi de haklı olduğunu düşünüyor. Sesler yükseliyor, cümleler sertleşiyor. Bir süre sonra konuşulan asıl mesele unutuluyor.

Geriye yalnızca kırgınlık kalıyor.

Oysa bazen bir insanın ihtiyacı tavsiye almak değildir. Eleştirilmek, düzeltilmek veya kendisine çözüm sunulması da değildir.

Bazen yalnızca dinlenmek ister.

Yaşadığı bir sıkıntıyı anlatırken sözünün kesilmemesini, duygularının küçümsenmemesini ve karşısındaki insanın gerçekten orada olduğunu hissetmeyi bekler.

Ne var ki biz çoğu zaman dinlemek yerine öğüt vermeyi tercih ediyoruz.

Çünkü birine ne yapması gerektiğini söylemek, onu anlamaya çalışmaktan daha kolay geliyor.

Bazen bir tartışmayı bitirmek için haklı olmak yetmez. Hatalarımızı kabul etmek ve gerektiğinde özür dilemek de önemlidir. Peki, bunu yapmak neden bu kadar zor? Bu soruyu daha önce yayımladığımız Özür Dilemek Neden Bu Kadar Zor? yazısında da ele almıştık.

Aynı Evdeyiz Ama Birbirimizden Uzağız

İletişim eksikliği yalnızca sosyal medyada veya toplumsal tartışmalarda yaşanmıyor. Bazen en yakınımızdaki insanlarla bile doğru düzgün konuşamıyoruz.

Aynı sofraya oturan aile bireyleri farklı ekranlara bakıyor. Bir arkadaşımız derdini anlatırken bildirimler dikkatimizi dağıtıyor. Sevdiğimiz bir insan konuşurken onu duyuyoruz ama söylediklerini gerçekten anlamıyoruz.

Sonra da ilişkilerimizin neden eskisi kadar güçlü olmadığını sorguluyoruz.

Belki de mesele birlikte geçirdiğimiz zamanın azlığı değil, birlikteyken birbirimize ayırdığımız dikkatin azalmasıdır.

Çünkü bir insanın yanında bulunmakla ona gerçekten zaman ayırmak aynı şey değildir.

Farklı Düşüncelere Tahammülümüz Neden Azaldı?

Bir insan bizimle aynı düşünmüyorsa mutlaka yanlış düşünüyor olmak zorunda mı?

Farklı görüşlere sahip olmak, birbirimize saygı göstermemize engel mi?

Bugün birçok tartışmada fikirleri değerlendirmek yerine insanları sınıflandırıyoruz. Bir cümleden yola çıkarak kişinin bütün karakteri hakkında hüküm verebiliyoruz.

Oysa insanların düşünceleri; yaşadıkları olaylardan, yetiştikleri çevreden, öğrendiklerinden ve deneyimlerinden etkileniyor.

Birinin düşüncesini anlamaya çalışmak, o düşünceyi kabul etmek değildir.

Tam tersine, kendi fikirlerimizi de sorgulayabilmemizi sağlar.

Gerçek bir tartışmanın amacı karşımızdakini susturmak değil, birbirimizin bakış açısını anlayabilmektir.

Belki de Biraz Susmayı Öğrenmeliyiz

Sürekli konuşmanın güçlü olmakla, son sözü söylemenin kazanmakla eş tutulduğu bir dönemde yaşıyoruz.

Oysa bazen susabilmek, en az konuşmak kadar değerlidir.

Bir insan sözünü bitirene kadar beklemek, anlamadığımız noktayı sormak, hemen yargılamamak ve farklı bir düşünceye tahammül göstermek…

Bunlar büyük fedakârlıklar değil.

Ama giderek unuttuğumuz küçük nezaketler.

Elbette herkesin her düşünceyi dinlemek zorunda olduğu söylenemez. Hakaretin, aşağılamanın veya saygısızlığın olduğu yerde sınır koymak da önemlidir.

Ancak sırf bizimle aynı düşünmüyor diye birini dinlemeyi reddetmek, iletişim kurma ihtimalini daha baştan ortadan kaldırır.

Belki de ilk adım, kendimize şu soruyu sormaktır:

Ben gerçekten dinliyor muyum, yoksa yalnızca konuşmak için fırsat mı bekliyorum?

Son Söz: Duyulmak İsteyenler, Önce Duymayı Öğrenmeli

Bugün herkes kendisini anlatmak istiyor. Herkes anlaşılmayı, önemsenmeyi ve düşüncelerine değer verilmesini bekliyor.

Fakat bütün bunları başkalarından isterken aynı özeni göstermeyi unutabiliyoruz.

Birbirimizi anlamak için aynı düşüncelere sahip olmamız gerekmiyor. Her tartışmadan galip çıkmak, her cümleye cevap yetiştirmek veya her konuda son sözü söylemek zorunda da değiliz.

Belki de daha sağlıklı ilişkiler kurmanın yolu, daha fazla konuşmaktan değil, biraz daha dikkatli dinlemekten geçiyordur.

Çünkü bazen bir insanın hayatında bırakabileceğimiz en güzel iz, ona verdiğimiz öğüt değil, onu gerçekten dinlediğimiz birkaç dakikadır.

Herkes konuşuyor… Peki, gerçekten kim dinliyor?


Siz ne düşünüyorsunuz?

İnsanlar artık birbirini dinlemeyi mi unuttu, yoksa hiçbir zaman yeterince iyi dinleyemedik mi?

Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşın. Belki de birbirimizi anlamaya, bu kez gerçekten dinleyerek başlayabiliriz.

Bu Yazıyı Paylaş
Paylaşmaya değer!
WhatsApp X'te Paylaş Telegram

Yorumlar

Henüz yorum yok. Neden ilk yorumu siz yapmıyorsunuz?

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.