Bazen hayatımızda eksik olan şeyi bulmak için uzun uzun düşünüyoruz.
Daha fazla para mı gerekiyor? Daha iyi bir iş mi? Yeni bir ev, yeni bir telefon, birkaç gün tatil ya da hayatımıza girecek yeni insanlar mı?
Belki de hiçbiri.
Çünkü bazen insanın hayatında değiştirecek çok az şey vardır ama yine de içinden bir türlü “iyi değilim” hissi geçmez. Her şey dışarıdan normal görünürken içeride tarif edilmesi zor bir huzursuzluk dolaşır.
Sonra bunun nedenini çözmek için hayatımıza yeni şeyler eklemeye başlarız. Yeni hedefler koyar, alışveriş yapar, bir yerlere gitmek ister, sürekli bir şeylerle meşgul oluruz. Sanki biraz daha fazlasına sahip olduğumuzda o eksiklik kendiliğinden kaybolacakmış gibi.
Ama ya mesele hayatımızda neyin eksik olduğu değilse?
Ya uzun zamandır ihtiyacımız olan şey, yeni bir şey eklemek yerine bazı şeylerin gerçekten gerekli olup olmadığını fark etmekse?
Belki de iyi hissetmek, düşündüğümüz kadar uzak bir yerde değildir. Sadece onu sürekli başka bir şeyin arkasında arıyoruz.
Mutluluğu Sürekli Bir Sonraki Şeye Bırakıyoruz
Birçok şeyi elde ettiğimizde daha iyi hissedeceğimizi düşünüyoruz.
“Şu işi halledeyim, rahatlayacağım.”
“Biraz daha para kazanayım, daha huzurlu olacağım.”
“Şu telefonu alayım, artık değiştirmem.”
Fakat beklediğimiz o an geldiğinde hayat genellikle orada durmuyor. Yeni bir hedef, yeni bir ihtiyaç veya çözülmesi gereken başka bir konu ortaya çıkıyor.
Böylece mutluluk, yaşadığımız bir şey olmaktan çıkıp sürekli ulaşmaya çalıştığımız bir noktaya dönüşüyor.
Elbette hedeflerimiz olsun. Daha iyi şartlarda yaşamak istememiz son derece normal. Fakat bütün hayatı “bir sonraki adımda daha iyi olacağım” düşüncesiyle geçirmek, bugünün değerini fark etmemize engel olabiliyor.
Daha Fazla Şey, Daha Fazla Mutluluk Demek Değil
Bir şey satın almak, güzel bir yere gitmek veya yeni bir şeye sahip olmak elbette insanı mutlu edebilir.
Sorun bunlarda değil.
Sorun, iyi hissetmenin tek yolunu sürekli yeni şeyler edinmek olarak görmeye başladığımızda ortaya çıkıyor.
Üstelik artık seçeneklerimiz çok fazla. Ne alacağımızı, ne izleyeceğimizi, nereye gideceğimizi, hangi uygulamayı kullanacağımızı bile düşünmek bazen başlı başına yorucu hale geliyor.
Belki de hayatımıza sürekli bir şey eklemek yerine, ara sıra çıkarmayı da öğrenmemiz gerekiyor.
Fazla eşya, fazla plan, fazla ekran, fazla beklenti…
Bazen biraz azaltmak, biraz daha iyi hissetmenin başlangıcı olabilir.
Başkalarının Hayatına Bakarken Kendi Hayatımızı Kaçırıyoruz
Telefonu açıyoruz.
Birisi tatilde, biri yeni bir araba almış, bir başkası güzel bir restoranda yemek yiyor. Bir diğeri spor yapıyor, sağlıklı besleniyor ve hayatını tamamen düzene sokmuş gibi görünüyor.
Bunları gördükçe kendi hayatımızı karşılaştırmaya başlamak çok kolay.
Fakat sosyal medyada gördüğümüz şey bir hayatın tamamı değil. Genellikle o hayatın gösterilmek istenen birkaç saniyesi.
Kimse kötü geçen bir gününü paylaşmak zorunda değil. Kimse evindeki tartışmayı, işindeki stresi veya gece yatağa girerken hissettiği kaygıyı göstermek zorunda değil.
Bu nedenle başkasının seçilmiş birkaç anını kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırmak bizi gereksiz yere eksik hissettirebilir.
Bazen sorun hayatımızın kötü olması değil, sürekli başka hayatlara bakmamızdır.
İyi Hissetmek Bazen Çok Sıradan Bir Şey
İyi hissetmek için her zaman büyük değişiklikler yapmamız gerekmiyor.
Bazen güzel bir uyku, uzun zamandır konuşmadığımız biriyle yapılan samimi bir sohbet veya akşam biraz yürümek yeterli olabiliyor.
Bazen de hiçbir şey yapmadan oturmak.
Bunlar kulağa küçük şeyler gibi geliyor. Ama hayat zaten çoğunlukla küçük anlardan oluşuyor.
Büyük mutlulukları beklerken sıradan günleri gözden kaçırabiliyoruz. Oysa huzurlu geçen sıradan bir akşam, sonradan hatırladığımız en güzel anlardan biri olabiliyor.
Her Şeye Yetişmek Zorunda Değiliz
Son yıllarda hayatımıza başka bir baskı daha yerleşti: sürekli daha üretken olma düşüncesi.
Erken kalkmak, spor yapmak, kitap okumak, yeni bir şey öğrenmek, çalışmak, kendimizi geliştirmek, sosyal hayatı sürdürmek…
Bunların hepsi tek tek güzel şeyler. Fakat hepsini aynı anda yapmak zorunda olduğumuzu düşündüğümüzde dinlenmek bile bir görev haline geliyor.
Oysa insan her gün aynı enerjide olamaz.
Bazı günler çok şey yaparız. Bazı günler ise sadece günü tamamlamak bile yeterlidir.
Bunu kabul etmek tembellik değil. Kendimize gerçekçi davranmaktır.
Kendimize Ayırdığımız Zaman Gerçekten Bize mi Ait?
Bazen yalnız olduğumuzu düşünüyoruz ama telefon sürekli yanımızda.
Bildirimler geliyor, mesajlara cevap veriyoruz, videolar izliyoruz, başkalarının hayatlarına bakıyoruz.
Yani fiziksel olarak yalnız olsak bile zihnimiz hiç yalnız kalmıyor.
Gerçek anlamda kendimize ayırdığımız zaman biraz farklı.
Kimsenin bizden bir şey beklemediği, bir şey tüketmek veya yetiştirmek zorunda olmadığımız birkaç dakika bile zihnimizi toparlayabiliyor.
Belki de bazen ihtiyacımız olan yeni bir uğraş değil, biraz sessizlik.
Her Şeyi Kontrol Etmeye Çalışmak Bizi Yoruyor
Hayatta kontrol edemediğimiz birçok şey var.
İnsanların ne düşüneceğini, yarının nasıl geçeceğini, bazı olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleyemiyoruz.
Yine de bunların çoğunu kontrol etmeye çalışıyoruz.
Geçmişte verdiğimiz kararları tekrar tekrar düşünüyor, henüz yaşanmamış şeyler için endişeleniyor ve istediğimiz gibi gitmeyen her şey için kendimizi suçlayabiliyoruz.
Oysa elimizden geleni yaptıktan sonra bazı şeyleri olduğu gibi bırakmayı da öğrenmemiz gerekiyor.
Her şeyi kontrol edememek, hiçbir şeyi önemsememek anlamına gelmiyor.
Sadece hayatın tamamının bizim kontrolümüzde olmadığını kabul etmek anlamına geliyor.
İyi Hissetmek Her Gün Mutlu Olmak Değil
Belki de mutluluk konusunda kendimize gereğinden fazla yükleniyoruz.
Her gün iyi hissetmemiz, sürekli enerjik olmamız ve hayatımızdan memnun olmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Oysa hayatın içinde kötü günler de var.
Üzülebiliriz, sıkılabiliriz, yalnız kalabiliriz, bazı şeyleri başaramayabiliriz. Bunların hepsi hayatın bir parçası.
İyi hissetmek, her gün mutlu olmak anlamına gelmeyebilir.
Bazen sadece kendimizle kavga etmediğimiz bir gün geçirmek bile yeterlidir.
Bazı duyguları hemen düzeltmeye çalışmak yerine onlara biraz zaman tanımak da gerekir.
Belki İhtiyacımız Olandan Fazlasına Sahibiz
Çoğu zaman hayatımızda olmayan şeylere odaklanıyoruz.
Daha fazla para, daha iyi bir iş, daha güzel bir ev, daha çok tatil…
Ama sahip olduklarımız zamanla o kadar sıradanlaşıyor ki değerlerini fark etmiyoruz.
Sevdiklerimiz, güvenli bir ev, bir dostla yapılan sohbet, okuyabildiğimiz bir kitap, dışarı çıkıp yürüyebildiğimiz bir sokak…
Bunların hiçbirisi hayatımızdaki sorunları ortadan kaldırmaz.
Ama hayatın sadece sorunlardan ibaret olmadığını hatırlatabilir.
Belki de daha fazlasını istemeden önce, elimizde olanlara biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor.
Sonunda Mesele Ne Kadarına Sahip Olduğumuz Değil
Herkesin iyi hissetme biçimi farklı.
Kimi kalabalık bir hayatı sever, kimi sakinliği. Kimi yoğun çalışırken mutlu olur, kimi daha yavaş yaşamayı tercih eder.
Bu yüzden herkes için geçerli tek bir mutluluk formülü olduğunu düşünmüyorum.
Fakat hayatımızı sürekli başkalarının ölçülerine göre değerlendirdiğimizde kendimizi eksik hissetmemiz kolaylaşıyor.
Belki de ihtiyacımız olan şey her zaman yeni bir hayat kurmak değil.
Bazen elimizdeki hayatı biraz daha fark ederek yaşamak.
Biraz yavaşlamak, telefonu bir kenara bırakmak, başkalarının hayatıyla kendi hayatımızı karşılaştırmayı bırakmak ve kendimize basit bir soru sormak:
“Şu an hayatımda olan şeylerin hangileri gerçekten benim için önemli?”
Belki iyi hissetmek, hayatımızda büyük bir değişiklik yapmakla başlamıyor.
Belki bazen sadece sahip olduklarımızı fark etmekle başlıyor.


Elinize sağlık, günümüz dünyasında ihtiyaçlar sadece maddi sebeplere gitme durumunda ne yazık ki …