Telefonumuz elimizde.
Binlerce insan takip listemizde.
Her gün onlarca paylaşım görüyoruz, mesajlaşıyoruz, yorum yapıyoruz ve başkalarının hayatlarına birkaç saniyeliğine de olsa dahil oluyoruz.
Peki bütün bunlara rağmen neden bazen kendimizi yalnız hissediyoruz?
Belki de günümüzün en ilginç çelişkilerinden biri şu:
Hiç olmadığımız kadar bağlantılıyız ama hiç olmadığımız kadar yalnız hissedebiliyoruz.
Peki sosyal medya gerçekten bizi yalnızlaştırıyor mu?
Yoksa sorun sosyal medyanın kendisinden çok, onu nasıl kullandığımızda mı?
Sosyal medya hayatımızın neresinde?
Sosyal medya artık yalnızca fotoğraf paylaşmak veya arkadaşlarla iletişim kurmak için kullandığımız bir alan değil.
Haberleri takip ediyoruz.
Yeni insanlarla tanışıyoruz.
İş fırsatları buluyoruz.
İlgi alanlarımızla ilgili içerikler keşfediyoruz.
Gündemi takip ediyoruz.
Hatta bazen hiç tanımadığımız insanlarla uzun süreli iletişimler kurabiliyoruz.
Bu açıdan bakıldığında sosyal medyanın insanları birbirinden uzaklaştırdığını söylemek pek doğru görünmüyor.
Tam tersine, sosyal medya doğru kullanıldığında insanları birbirine yaklaştırabiliyor.
Uzaktaki bir arkadaşımızla konuşabiliyor, başka bir şehirde yaşayan aile üyemizle iletişim kurabiliyor veya ortak ilgi alanlarımızın olduğu insanları kolayca bulabiliyoruz.
Fakat hikâyenin başka bir tarafı daha var.
Kalabalıkların içinde yalnızlık
Sosyal medyada yüzlerce hatta binlerce kişiyle bağlantımız olabilir.
Ama bu insanların kaçını gerçekten tanıyoruz?
Kaçıyla içten bir sohbet ediyoruz?
Kaçına gerçekten güveniyoruz?
Bir paylaşımımızın yüzlerce beğeni alması, kendimizi gerçekten anlaşılmış hissettiğimiz anlamına geliyor mu?
İşte burada sosyal medya ile gerçek sosyal bağ arasındaki fark ortaya çıkıyor.
Bir gönderiye bırakılan beğeni birkaç saniye içerisinde unutulabilir.
Ama zor bir günümüzde yanımızda olan bir arkadaşın varlığı çok daha farklı bir anlam taşır.
Çünkü insan yalnızca iletişim kurmaya değil, anlaşılmaya da ihtiyaç duyar.
Beğeni almak neden iyi hissettiriyor?
Bir paylaşım yapıyoruz.
Telefonu birkaç dakika sonra kontrol ediyoruz.
Beğeniler gelmiş.
Bir yorum var.
Birileri paylaşımımızı görmüş.
Bu durum kısa süreli olarak kendimizi iyi hissettirebilir.
Fakat sorun şu noktada başlayabilir:
Kendimizi iyi hissetmek için sürekli dışarıdan gelen onaya ihtiyaç duymaya başladığımızda.
Bir süre sonra paylaşım yapmadığımızda eksik hissedebiliriz.
Daha fazla beğeni almak isteyebiliriz.
Başkalarının bizi nasıl gördüğünü daha fazla önemsemeye başlayabiliriz.
Böylece sosyal medya, insanlarla bağlantı kurduğumuz bir araç olmaktan çıkıp kendimizi başkalarıyla kıyasladığımız bir alana dönüşebilir.
Sosyal medyada herkes mutlu görünüyor
Sosyal medyada insanların hayatlarının genellikle en güzel anlarını görüyoruz.
Tatil fotoğrafları.
Yeni arabalar.
Başarı hikâyeleri.
Güzel yemekler.
Kutlamalar.
Yeni başlangıçlar.
Mutlu çiftler.
Başarılı insanlar…
Fakat insanların hayatlarının görünmeyen kısmını görmüyoruz.
Bir insanın paylaşmadığı başarısızlıklarını, korkularını, maddi sıkıntılarını veya yalnız geçirdiği akşamları bilmiyoruz.
Buna rağmen kendi hayatımızı başkalarının sosyal medya profilleriyle karşılaştırabiliyoruz.
Ve ortaya oldukça adaletsiz bir karşılaştırma çıkıyor.
Kendi hayatımızın tamamını, başkasının hayatının seçilmiş anlarıyla kıyaslıyoruz.
Bu da zaman içerisinde yetersizlik hissini artırabiliyor.
Sosyal medya yalnızlığı nasıl artırabilir?
Sosyal medyanın herkesi yalnızlaştırdığını söylemek doğru olmaz.
Ancak aşırı veya kontrolsüz kullanım bazı insanlarda sosyal ilişkilerin kalitesini olumsuz etkileyebilir.
Örneğin arkadaşlarımızla aynı ortamda olduğumuz halde herkes telefonuna bakıyorsa fiziksel olarak birlikte olsak bile gerçek anlamda iletişim kuramayabiliriz.
Bir kafede dört arkadaş oturuyor olabilir.
Ama herkes kendi ekranına bakıyorsa aslında dört ayrı dünyada olabiliriz.
Bu durum zaman içerisinde yüz yüze iletişimin yerini ekran etkileşimlerinin almasına neden olabilir.
Mesajlaşmak gerçek sohbetin yerini tutuyor mu?
Mesajlaşmak hayatımızı kolaylaştırıyor.
İstediğimiz kişiye saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz.
Fakat yazılı mesaj ile yüz yüze konuşma aynı deneyim değil.
Yüz ifadeleri.
Ses tonu.
Beden dili.
Sessizlikler.
Göz teması.
Bütün bunlar iletişimin önemli parçaları.
Mesajlaşırken bunların büyük bir bölümünü kaybediyoruz.
Bu nedenle yüzlerce mesajlaşma bile bazen insanın gerçekten konuşma ihtiyacını karşılamayabiliyor.
Sosyal medya bizi yalnız mı yapıyor, yoksa yalnızken daha çok mu kullanıyoruz?
Belki de sorunun en ilginç kısmı burada.
İnsanlar kendilerini yalnız hissettiklerinde sosyal medyaya daha fazla yönelebilir.
Yani sosyal medya bazen yalnızlığın nedeni değil, yalnızlıkla başa çıkma yöntemi olabilir.
Evde yalnızız.
Telefonu elimize alıyoruz.
Bir süre sosyal medyada dolaşıyoruz.
Kendimizi başka insanların hayatlarıyla meşgul ediyoruz.
O anda yalnızlığımızı unutuyoruz.
Fakat telefonu kapattığımızda aynı his geri dönebiliyor.
Çünkü ekran bize geçici bir dikkat dağıtma sağlayabilir ama her zaman gerçek bir sosyal bağ sağlayamaz.
Sosyal medyanın iyi taraflarını da unutmamak gerekiyor
Sosyal medyayı tamamen kötü bir şey olarak görmek doğru değil.
Özellikle fiziksel olarak birbirinden uzak yaşayan insanlar için önemli bir iletişim aracı.
Aynı ilgi alanlarını paylaşan insanların bir araya gelmesini sağlayabiliyor.
Yeni arkadaşlıkların kurulmasına yardımcı olabiliyor.
Kendini ifade etmekte zorlanan insanların topluluk bulmasına olanak sağlayabiliyor.
Bazı insanlar için sosyal medya gerçekten önemli bir sosyal destek alanı haline gelebiliyor.
Dolayısıyla mesele sosyal medyanın varlığı değil.
Hayatımızdaki yeri.
Asıl sorun kullanım şeklimiz olabilir
Sosyal medya birkaç dakika eğlenmek için kullanıldığında hayatımızın doğal bir parçası olabilir.
Fakat günün büyük bölümünü ekran karşısında geçiriyorsak durum değişebilir.
Uyandığımızda ilk iş telefona bakıyorsak…
Yatmadan önce son yaptığımız şey sosyal medyada dolaşmaksa…
Arkadaşlarımızla konuşurken bile telefonumuzu kontrol ediyorsak…
Boş kaldığımız her an sosyal medyaya giriyorsak…
Belki de burada biraz durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var.
Hayatımızı yönetmek için değil.
Sosyal medya detoksu çözüm mü?
Son yıllarda “sosyal medya detoksu” oldukça popüler hale geldi.
Bazı insanlar birkaç gün veya birkaç hafta sosyal medyadan tamamen uzak kalmayı tercih ediyor.
Bu bazı kişiler için faydalı olabilir.
Ancak herkesin bütün sosyal medya hesaplarını kapatması gerektiğini düşünmüyorum.
Bazen daha basit değişiklikler yeterli olabilir.
Telefon bildirimlerini kapatmak.
Gereksiz hesapları takipten çıkarmak.
Yemek yerken telefonu masaya koymamak.
Yatmadan önce ekran kullanımını azaltmak.
Arkadaşlarla buluştuğumuzda telefonu mümkün olduğunca az kullanmak.
Bunlar küçük gibi görünse de günlük hayatımızda önemli farklar oluşturabilir.
Gerçek arkadaşlık neden hâlâ önemli?
Sosyal medya bize yüzlerce insan gösterebilir.
Ama insanın gerçekten ihtiyaç duyduğu şey çoğu zaman yüzlerce kişi değildir.
Birkaç gerçek insan yeterlidir.
Canımız sıkkın olduğunda arayabileceğimiz biri.
Bir kahve içmek istediğimizde buluşabileceğimiz bir arkadaş.
Bir sorun yaşadığımızda bizi dinleyecek biri.
Mutlu olduğumuzda sevincimizi paylaşabileceğimiz insanlar.
Çünkü gerçek arkadaşlık yalnızca mesajlaşmak veya fotoğrafları beğenmek değildir.
Gerçek arkadaşlık, hayatın içinde birbirimize yer açabilmektir.
Belki de biraz telefonu bırakmalıyız
Bazen yalnızlık hissini çözmek için daha fazla sosyal medya kullanıyoruz.
Oysa belki de tam tersini yapmamız gerekiyor.
Telefonu bırakıp dışarı çıkmak.
Bir arkadaşımızı aramak.
Ailemizle konuşmak.
Bir kafeye gidip insanlarla sohbet etmek.
Yürüyüş yapmak.
Yeni bir hobi edinmek.
Bir topluluğa katılmak.
Çünkü insanın sosyal ihtiyaçları yalnızca ekran üzerinden karşılanmıyor.
Bazen gerçek bir sohbetin yerini hiçbir bildirim dolduramıyor.
Sonuç
Peki sosyal medya bizi gerçekten yalnızlaştırıyor mu?
Bence bunun tek bir cevabı yok.
Sosyal medya insanları birbirine yaklaştırabilir.
Uzakları yakınlaştırabilir.
Yeni arkadaşlıklar kurmamıza yardımcı olabilir.
Fakat aşırı kullanıldığında gerçek hayattaki ilişkilerimizin önüne de geçebilir.
Sorun belki sosyal medyanın kendisi değil.
Sorun, gerçek hayatın yerine sosyal medyayı koymaya başladığımız an.
Bir ekranda yüzlerce insanla bağlantımız olabilir.
Ama bu, kendimizi gerçekten yalnız hissetmeyeceğimiz anlamına gelmez.
Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla takipçi değil.
Daha fazla beğeni değil.
Daha fazla mesaj da değil.
Bazen ihtiyacımız olan tek şey telefonu masaya bırakıp karşımızdaki insanla gerçekten konuşmak.
Çünkü sosyal medya bize insanları gösterebilir.
Ama gerçek bağları kurmak hâlâ bizim elimizde.

