Akşam eve geldiğimizde bazen tek istediğimiz biraz sessizlik oluyor. Ayakkabılarımızı çıkarıyor, telefonumuzu bir kenara bırakıyor ve hiçbir şey yapmadan oturmak istiyoruz. Gün boyunca insanlarla konuşuyor, sorumluluklarımızı yerine getiriyor ve hayatın temposuna yetişmeye çalışıyoruz. Ancak bütün bu koşuşturmanın ardında kimsenin fark etmediği bir yorgunluk taşıyabiliyoruz.
Üstelik çoğu zaman bu yorgunluğu kimseye anlatmıyoruz.
Birisi “Nasılsın?” diye sorduğunda alışkanlıkla “İyiyim.” cevabını veriyoruz. Peki, gerçekten iyi miyiz? Yoksa güçlü görünmek için hissettiklerimizi saklamayı mı öğrendik?
Son zamanlarda üzerinde düşündüğüm meselelerden biri tam olarak bu. İnsan neden yorulduğunu, üzüldüğünü veya bazı şeylerle baş etmekte zorlandığını söylemekten çekiniyor?
Belki de küçük yaşlardan itibaren güçlü olmayı yanlış öğreniyoruz.
Güçlü Olmak Ne Zamandan Beri Hiç Yorulmamak Demek?
Toplumda güçlü insan denildiğinde çoğumuzun aklına benzer bir görüntü geliyor. Sorunlarını kendi çözen, kolay kolay şikâyet etmeyen ve karşılaştığı zorluklara rağmen ayakta duran birini hayal ediyoruz.
Elbette mücadele etmek, sorumluluk almak ve zor zamanlarda pes etmemek önemli özellikler. Ancak burada gözden kaçırdığımız bir ayrıntı var.
Güçlü olmakla sürekli güçlü görünmeye çalışmak aynı şey değil.
İnsan sorumluluklarını yerine getirirken de yorulabilir. Hayatında birçok şey yolunda giderken kendisini mutsuz hissedebilir. Hatta herkese destek olan birinin de zaman zaman desteğe ihtiyacı olabilir.
Bütün bunlar insanı güçsüz yapmaz.
Ne var ki çevremizdeki insanlar bazen iyi niyetle söyledikleri sözlerle üzerimizde farklı bir baskı oluşturuyor.
“Sen bunları da atlatırsın.”
“Sen güçlüsün, sana bir şey olmaz.”
“Daha neler var, bunu mu dert ediyorsun?”
Bu cümleleri söyleyen kişiler çoğu zaman bizi cesaretlendirmek istiyor. Buna rağmen sözleri bazen tam tersi bir etki yaratıyor. Çünkü sürekli güçlü olduğumuzu duymak, zorlandığımız anları saklamamız gerektiği düşüncesini pekiştirebiliyor.
Oysa insanın her zaman aynı dayanıklılığı göstermesi mümkün değil.
Herkesin Gördüğü Hayat, Yaşadığımız Hayat Değil
Bir insanın hayatını dışarıdan değerlendirmek oldukça kolay.
Düzenli bir işi, ailesi ve arkadaşları vardır. Sosyal medyada gülümseyen fotoğraflar paylaşır. İnsanlarla konuşurken neşeli davranır. Biz de bütün bunlara bakarak hayatında ciddi bir sorun bulunmadığını düşünürüz.
Ancak dışarıdan gördüğümüz hayatla o insanın yaşadıkları her zaman örtüşmez.
Kim bilir, kaç kişi gündüz başkalarının sorunlarıyla ilgilenip gece kendi sorunlarına çözüm arıyor?
Acaba kaç insan ailesini endişelendirmemek için yaşadığı sıkıntıları anlatmıyor?
Dahası, kaç kişi herkes kendisinden bir şey beklediği için yorulduğunu söylemeye fırsat bulamıyor?
Üstelik insanı yoran şeyler her zaman büyük acılar veya ağır sorunlar değil. Günlük hayatın küçük yükleri de zamanla birikiyor. Yetiştirmemiz gereken işler, ödemeler, ailevi sorumluluklar ve geleceğe dair belirsizlikler zihnimizi sürekli meşgul ediyor.
Tek tek baktığımızda sıradan görünen bu meseleler, bir araya geldiğinde omuzlarımızdaki yükü ağırlaştırıyor.
Daha önce Neden Hep Bir Sonrasını Bekliyoruz? başlıklı yazımda da değindiğim gibi, hayatın yoğunluğu içinde kendimize zaman ayırmayı sürekli erteliyoruz. Bir gün her şeyin sakinleşeceğine inanıyoruz. Fakat o gün geldiğinde karşımıza çoğu zaman yeni sorumluluklar çıkıyor.
Bu nedenle insanların hayatını yalnızca gördüklerimiz üzerinden değerlendirmemeliyiz.
Çünkü herkesin anlattığı bir hayatı, bir de anlatmadığı tarafı var.
Başkalarına Anlayış Gösterirken Kendimize Neden Bu Kadar Sertiz?
Bir arkadaşımız zor bir dönemden geçtiğinde ona anlayış göstermeye çalışıyoruz. Dinlenmesini öneriyor, her şeyin hemen düzelmeyeceğini hatırlatıyor ve hata yapmanın doğal olduğunu anlatıyoruz.
Peki, aynı durumda kendimiz olduğumuzda nasıl davranıyoruz?
Çoğu zaman kendimize çok daha sert yaklaşıyoruz.
Daha fazla çalışmamız gerektiğini düşünüyor, kendimizden daha fazla sabır bekliyoruz. Bir işi yetiştiremediğimizde kendimizi suçluyoruz. Üstelik tek bir başarısızlığın bütün emeklerimizin önüne geçmesine izin verebiliyoruz.
Sanki herkes hata yapabilir ama bizim böyle bir hakkımız yok.
Oysa başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimizden esirgememeliyiz.
Elbette eksiklerimizi fark etmeli, hatalarımızdan ders çıkarmalı ve kendimizi geliştirmeye çalışmalıyız. Bununla birlikte gelişmek için sürekli kendimizi eleştirmek zorunda değiliz.
Örneğin bir konuda başarısız olduğumuzda yalnızca yapamadıklarımıza odaklanmak yerine gösterdiğimiz çabayı da değerlendirebiliriz. Ardından nerede hata yaptığımızı belirleyip yeniden deneyebiliriz.
Böylece hem sorumluluğumuzu kabul eder hem de kendimize haksızlık etmemiş oluruz.
Aslında başkalarına söylediğimiz güzel cümlelerden birkaçını zaman zaman kendimize de söylememiz gerekiyor.
Çünkü insanın kendisine karşı anlayışlı davranması, mücadeleden vazgeçmesi anlamına gelmiyor.
Her Şeyi Tek Başımıza Çözmek Zorunda Değiliz
Bazı insanlar yardım istemekte zorlanıyor.
Kimisi başkalarına yük olmak istemiyor. Bazıları çevresindeki insanların kendisini anlamayacağını düşünüyor. Bir kısmı ise yıllardır sorunlarını tek başına çözmeye alıştığı için başka türlü davranmayı bilmiyor.
Zamanla bu alışkanlık, kişinin hayatının önemli bir parçasına dönüşüyor.
Çevresindeki herkes ona güveniyor ve sorunları çözmesini bekliyor. O da elinden geldiğince bu beklentileri karşılamaya çalışıyor.
Ancak günün birinde onun da yardıma ihtiyacı olabiliyor.
İşte böyle zamanlarda basit bir cümleyi kurmak bile zorlaşıyor:
“Bu kez tek başıma yapamıyorum.”
Bence bu cümleyi söylemek de cesaret gerektiriyor.
Çünkü sınırlarımızı kabul etmek, hayatın karşısında yenildiğimiz anlamına gelmez. Aksine, ne zaman desteğe ihtiyaç duyduğumuzu bilmek kendimizi daha iyi tanımamızı sağlar.
Hayat boyunca bütün sorunlarımızı tek başımıza çözmemiz mümkün değil. Bazen bir arkadaşımızın fikrine, ailemizden birinin desteğine veya bir uzmanın yardımına ihtiyaç duyabiliriz.
Bunda utanılacak hiçbir şey yok.
Diğer yandan yardım istemek, sorumluluklarımızdan kaçmak anlamına da gelmiyor. Tam tersine, gerektiğinde başkalarının deneyimlerinden yararlanmak sorunlara farklı açılardan bakmamızı sağlayabilir.
Bütün yükü tek başımıza taşımak zorunda olduğumuza inandığımızda ise kendimizi gereksiz yere yoruyoruz.
İnsanın her şeyi bilmesi, her sorunu çözmesi ve herkese yetişmesi gerekmiyor.
Bazen güçlü olmak, bunu kabul edebilmekten geçiyor.
İnsanın Her Günü Aynı Olmaz
Kendimizden bazen gerçekçi olmayan şeyler bekliyoruz.
Her sabah aynı enerjiyle uyanmak, aynı istekle çalışmak ve her koşulda aynı başarıyı göstermek istiyoruz. Üstelik yorulduğumuzda bile hızımızı düşürmememiz gerektiğini düşünüyoruz.
Ancak insanın hayatı böyle işlemiyor.
Bazı sabahlar güne büyük bir hevesle başlıyoruz. Yeni planlar yapıyor, hedefler belirliyor ve geleceğe umutla bakıyoruz.
Başka bir gün ise en basit işleri tamamlamakta bile zorlanabiliyoruz.
Kimi zaman büyük hayaller kuruyoruz. Bazen de yalnızca bulunduğumuz günü huzurla geçirmek istiyoruz.
Bütün bu değişimler hayatın doğal akışında yer alıyor.
Elbette sorumluluklarımızı tamamen bir kenara bırakamayız. İşlerimiz, ailemiz ve yerine getirmemiz gereken görevlerimiz var. Bununla birlikte kendimizi sürekli zorlayarak daha iyi bir hayat kuramayız.
Yorulduğumuzda bunu kabul etmeli, ihtiyaç duyduğumuzda dinlenmeye zaman ayırmalıyız.
Ayrıca her gün aynı performansı gösteremediğimiz için kendimizi başarısız saymamalıyız.
Daha önce kaleme aldığım Büyüdükçe Hayatın Neden Daha Sessiz Olduğunu Anlıyorum yazısında da anlattığım gibi, yaş aldıkça hayatımızın öncelikleri değişiyor. Zamanla hangi şeylerin gerçekten önemli olduğunu daha iyi fark ediyoruz.
Belki de bu değişimin önemli bir parçası, kendimizden sürekli kusursuz olmamızı beklememek.
Çünkü hayat yalnızca hedeflere ulaşmaktan ibaret değil. Bazen yavaşlamak, etrafımıza bakmak ve yaşadığımız anın değerini anlamak da gerekiyor.
Bazen Birinin Sadece Yanımızda Olması Yeter
İnsanlar bize sorunlarını anlattığında hemen çözüm bulmaya çalışıyoruz.
Ne yapmaları gerektiğini söylüyor, tavsiyeler veriyor ve kendi deneyimlerimizden örnekler paylaşıyoruz. Böylece karşımızdaki insana yardımcı olmak istiyoruz.
Oysa bazen insanlar bizden çözüm beklemiyor.
Yalnızca anlaşılmak istiyorlar.
Sözlerini kesmeden dinlememizi, duygularına saygı göstermemizi ve yaşadıklarını küçümsemememizi bekliyorlar.
Üstelik bunu yapmak için büyük cümlelere ihtiyacımız yok.
Bazen sessizce dinlemek bile karşımızdaki insana önemli bir destek sunabilir.
Elbette birinin yaşadığı bütün sorunları ortadan kaldıramayız. Onun yerine karar veremeyiz veya hayatındaki bütün zorlukları çözemeyiz.
Ancak yanında durabilir, düşüncelerine değer verebilir ve yalnız olmadığını hissettirebiliriz.
Aynı anlayışı kendimiz için de kabul etmeliyiz.
Çünkü insan ilişkilerinin değerini yalnızca birbirimize sunduğumuz çözümler belirlemiyor. Asıl değer, zor zamanlarda da birbirimizin yanında kalabilmekte ortaya çıkıyor.
Düşününce insanın hayatında birçok kişi bulunabilir. Fakat gerçekten konuşabileceği, kendisini rahatça ifade edebileceği ve anlaşılacağını bildiği insanların sayısı bazen oldukça azdır.
Bu yüzden samimi bir sohbetin, içten bir sorunun veya küçük bir desteğin değerini küçümsememek gerekiyor.
Güçlü Görünmek Yerine Kendimiz Olmayı Denesek?
Uzun zamandır güçlü olmayı dayanmakla, susmakla ve yaşadığımız zorlukları belli etmemekle ilişkilendiriyoruz.
Oysa güç dediğimiz şeyin farklı biçimleri de var.
Haksız olduğumuzda hatamızı kabul etmek cesaret ister. Gerektiğinde hayır diyebilmek, sınırlarımızı korumamızı sağlar. Üzüldüğümüzde bunu saklamadan ifade etmek ise kendimize karşı dürüst davranmamıza yardımcı olur.
Aynı şekilde yardım istemek veya başarısız bir denemenin ardından yeniden başlamak da güç gerektirir.
Hayat bazen karşımıza gerçekten zor sınavlar çıkarıyor. Böyle dönemlerde mücadele etmemiz, sabretmemiz ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekiyor.
Buna rağmen hiçbirimiz hayatımızın her anında aynı dayanıklılığı gösteremeyiz.
Kendimize bu kadar ağır bir görev yüklememeliyiz.
Çünkü insan olmak yalnızca başarmak, dayanmak ve bütün sorunların üstesinden gelmek demek değil.
Yanılmak da hayatın bir parçası. Üzülmek, hayal kırıklığı yaşamak ve yeniden denemek de öyle.
Dahası, bazen hiçbir şey yapmadan dinlenmek veya sevdiğimiz biriyle sessizce oturmak da bize iyi gelebilir.
Hayatın içinde sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarımızı unutabiliyoruz. Başkalarının beklentilerine cevap vermek için çabalarken kendimize ne istediğimizi sormayı ihmal ediyoruz.
Bu yüzden zaman zaman durup kendi hayatımıza da bakmalıyız.
Gerçekten neye ihtiyacımız var? Bizi yoran şeyleri değiştirmek için ne yapabiliriz? Herkesi memnun etmeye çalışırken kendimizden neler kaybediyoruz?
Bu soruların cevaplarını hemen bulamayabiliriz. Yine de kendimize sormak bile önemli bir başlangıç olabilir.
Belki bugün çevremizdeki insanlar bizi yine güçlü görecek. Her zamanki gibi gülümseyecek, işlerimizi yapacak ve hayatımıza devam edeceğiz.
Ancak kendi içimizde başka bir gerçeği de kabul edebiliriz:
Her zaman güçlü görünmek zorunda değiliz.
Çünkü insanın değeri, ne kadar yük taşıdığıyla veya ne kadar uzun süre dayanabildiğiyle ölçülmez.
Ve bazen kendimize söyleyebileceğimiz en cesur cümle şudur:
“Ben de insanım. Benim de yorulmaya hakkım var.”

