Herkes Bir Şey Biliyor

Herkes Bir Şey Biliyor

Bir sohbetin ortasında “Bu konuyu pek bilmiyorum” diyen biriyle karşılaşmak giderek zorlaşıyor. Konu ekonomi olsa herkesin bir çözümü var. Eğitim konuşulsa herkes sistemin nerede yanlış yaptığını biliyor. Sağlık, siyaset, teknoloji, insan ilişkileri… Başlık ne olursa olsun, söyleyecek sözü olmayan pek çıkmıyor.

Üstelik çoğu zaman yalnızca fikir belirtmekle yetinmiyoruz. Söylediklerimizin tartışılmaz bir doğru olduğuna inanıyor, farklı düşünenleri de kolayca bilgisizlikle suçlayabiliyoruz.

Oysa bir konuda fikir sahibi olmakla o konuyu gerçekten bilmek arasında ciddi bir fark var. Ne yazık ki bu farkı giderek daha az önemsiyoruz.

Bazen bir haberin yalnızca başlığını okuyoruz. Bazen sosyal medyada karşımıza çıkan otuz saniyelik bir videoyu izliyoruz. Ardından yıllarını aynı konuya vermiş insanlarla aynı özgüvenle konuşmaya başlıyoruz.

İşin daha düşündürücü tarafı ise bunun yalnızca başkalarına özgü olmaması. Hepimiz zaman zaman yeterince bilmediğimiz meselelerde gereğinden fazla emin konuşabiliyoruz.

Belki de asıl sorun burada başlıyor: Bilmediğimiz şeylerin farkına varmak yerine, bildiklerimizin bize yettiğini düşünmekte.

Herkes Konuşuyor, Peki Kim Araştırıyor?

Eskiden bir konuda bilgi edinmek emek gerektirirdi. Kitap aramak, farklı kaynakları karşılaştırmak, bilen birine danışmak ve çoğu zaman sabretmek zorundaydık.

Bugün birkaç kelime yazdığımızda önümüze yüzlerce sonuç çıkıyor. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Fakat bu kolaylık, bilgiyi doğru değerlendirdiğimiz anlamına gelmiyor.

Artık bazen araştırma yapmıyoruz; yalnızca kendi düşüncemizi doğrulayacak bir açıklama arıyoruz.

Bir görüşü destekleyen paylaşımı hemen benimsiyor, aksi yöndeki bilgiyi ise çoğu zaman okumadan reddediyoruz. Doğru olanı öğrenmekten çok, zaten haklı olduğumuza inanmak istiyoruz.

Sosyal medya da bu alışkanlığı besliyor. Birkaç cümlelik paylaşımlar, karmaşık meseleleri son derece basitmiş gibi gösteriyor. İnsanlar uzun araştırmalar sonucunda bile kesin cevap verilemeyen konularda birkaç saniyede hüküm verebiliyor.

Üstelik ne kadar kesin konuşulursa o kadar dikkat çekiliyor. Tereddüt eden, farklı ihtimalleri değerlendiren ya da “Bu konuda emin değilim” diyen kişi ise çoğu zaman geri planda kalıyor.

Böylece bilginin kendisinden çok, bilgi sahibi görünmenin önem kazandığı bir ortam oluşuyor.

Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda asıl değerli olan, başkalarının söylediklerini tekrarlamak değil; kendi düşüncemizi oluşturabilmek. Dijital Dünyada İnsan Dokunuşu başlıklı yazıda ele alınan özgünlük meselesi de tam burada önem kazanıyor. Teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanırken düşünme sorumluluğunu tamamen başkalarına bırakamayız.

Oysa kendinden emin konuşmak, her zaman doğru konuşmak değildir.

Dinlemek Yerine Cevap Hazırlıyoruz

Bir insan konuşurken onu gerçekten dinlemekle konuşmasının bitmesini beklemek aynı şey değil.

Günlük hayatta bu ikisini sık sık karıştırıyoruz.

Karşımızdaki kişi düşüncesini anlatırken zihnimizde çoktan vereceğimiz cevabı hazırlıyoruz. Hangi cümlesine karşı çıkacağımızı, nerede itiraz edeceğimizi, nasıl haklı çıkacağımızı hesaplıyoruz.

Sonunda birbirini dinleyen iki insan değil, konuşma sırasını bekleyen iki kişi ortaya çıkıyor.

Bunu özellikle sosyal medyadaki tartışmalarda görmek mümkün. Birisi düşüncesini yazıyor, diğeri karşı çıkıyor. Birkaç yorum sonra asıl konu unutuluyor; tartışma kişisel bir hesaplaşmaya dönüşüyor.

Kimse karşısındakinin ne anlatmaya çalıştığıyla ilgilenmiyor. Önemli olan son sözü söylemek.

Daha kötüsü, farklı düşünmeyi giderek kişisel bir mesele hâline getiriyoruz. Bir fikre katılmadığımızda bazen o fikri savunan insanı da bütünüyle değersiz görmeye başlıyoruz.

Oysa aynı düşüncede olmadığımız biriyle konuşabilmek, her söylediğini kabul etmek anlamına gelmez.

Bir insanı dinlemek için ona hak vermek zorunda değiliz. Ancak karşı çıktığımız düşünceyi gerçekten anlamadan yaptığımız eleştirinin de pek bir değeri yok.

Bugün belki de en büyük eksikliklerimizden biri bu: Cevap vermeyi biliyoruz ama dinlemeyi ihmal ediyoruz.

Bilmiyorum Demek Neden Bu Kadar Zor?

Bir arkadaş ortamında, iş yerinde ya da aile sohbetinde bazen basit bir soruyla karşılaşırız. Cevabını bilmediğimiz hâlde bir şeyler söyleme ihtiyacı hissederiz.

Çünkü “bilmiyorum” demek, sanki bir eksikliğimizi kabul etmekmiş gibi gelir.

Oysa insanın her konuda bilgi sahibi olması mümkün değil.

Bir doktorun ekonomi konusunda, bir mühendisin hukuk alanında veya bir öğretmenin teknolojiyle ilgili her gelişmede uzman olması beklenemez. Herkesin bilgisi, deneyimi ve uzmanlığı farklıdır.

Buna rağmen özellikle sosyal medyada herkesin her meseleye bir açıklama getirmek zorunda olduğu tuhaf bir beklenti oluştu.

Bir olay yaşanıyor, henüz ayrıntıları bilinmiyor. Fakat yorumlar çoktan hazırlanmış oluyor. İnsanlar ne olduğunu tam anlamadan suçluyu, haklıyı, haksızı belirleyebiliyor.

Bazen gerçekler daha sonra ortaya çıkıyor. Ama ilk gün büyük bir özgüvenle konuşanların çok azı dönüp yanıldığını kabul ediyor.

Çünkü düşüncesini değiştirmek, kimileri için öğrenmenin değil, kaybetmenin işareti hâline gelmiş durumda.

Hâlbuki insanın yeni bilgiler karşısında fikrini değiştirmesi bir zayıflık değildir.

Asıl sorun, yanlış olduğu anlaşılan bir düşünceyi yalnızca daha önce savunduğumuz için sürdürmekte.

“Bilmiyorum” diyebilmek, öğrenmenin önünü açar. Her şeyi bildiğini düşünen insan ise kendisine yeni bir şey anlatılmasına pek fırsat vermez.

Haklı Çıkmak mı, Doğruyu Bulmak mı?

Bir tartışmanın sonunda neyi amaçladığımızı hiç düşündük mü?

Karşımızdaki insanı anlamayı mı, birlikte doğruya yaklaşmayı mı, yoksa ne pahasına olursa olsun haklı çıkmayı mı?

Çoğu zaman üçüncüsü ağır basıyor.

Hatalı olduğumuzu fark etsek bile geri adım atmak istemiyoruz. Çünkü tartışmayı bir fikir alışverişi olmaktan çıkarıp kazanılması gereken bir mücadeleye dönüştürüyoruz.

Bu yüzden bazen sesler yükseliyor, cümleler sertleşiyor ve karşılıklı saygı yerini küçümsemeye bırakıyor.

İnsanlar birbirlerini ikna edemedikçe daha fazla konuşuyor. Ama ne kadar çok konuşulursa konuşulsun, ortada gerçek bir iletişim kurulamayabiliyor.

Oysa haklı çıkmakla doğruyu bulmak aynı şey değil.

Bir tartışmayı kazanmış gibi görünebiliriz. Son sözü söylemiş, karşımızdakini susturmuş olabiliriz. Ama bütün bunlar düşüncemizin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Belki de bazen en olgun davranış, tartışmayı sürdürmek yerine karşımızdakinin söylediği bir noktayı kabul edebilmektir.

Çünkü insan her tartışmadan galip çıkmak zorunda değil. Bazen bir tartışmadan yeni bir şey öğrenerek çıkmak çok daha değerlidir.

Biraz Daha Az Konuşsak?

Elbette insanların düşüncelerini ifade etmesinde yanlış bir şey yok. Farklı görüşlerin konuşulması, tartışılması ve eleştirilmesi gerekiyor.

Sorun herkesin konuşması değil; kimsenin yanılabileceğini hesaba katmaması.

Bir konuda yeterli bilgimiz yoksa araştırabiliriz. Karşımızdakinin görüşüne katılmıyorsak neden öyle düşündüğünü sorabiliriz. Daha önce savunduğumuz bir fikrin yanlış olduğunu fark ettiğimizde bunu kabul edebiliriz.

Bunlar büyük fedakârlıklar değil. Fakat bugün giderek daha fazla ihtiyaç duyduğumuz alışkanlıklar.

Belki bir sonraki tartışmada hemen cevap vermek yerine biraz dinlemeyi deneyebiliriz. Belki sosyal medyada gördüğümüz her paylaşımı doğru kabul etmekten vazgeçebiliriz.

Çünkü dijital dünyada karşımıza çıkan her bilgi, her bağlantı ve her iddia güvenilir olmayabilir. İnternette Kime Güveneceğiz? başlıklı yazının da hatırlattığı gibi, ilk bakışta inandırıcı görünen şeyleri sorgulamak ve doğrulamak önemli. Aynı dikkati yalnızca internet güvenliğinde değil, gündelik tartışmalarımızda da gösterebiliriz.

Ve belki de en önemlisi, bir konuda kendimizden çok emin olduğumuzda küçük bir soru sorabiliriz:

Ya yanılıyorsam?

Çünkü bilgi sahibi olmak yalnızca konuşabilmek değildir. Gerektiğinde susabilmek, dinlemek ve düşüncesini değiştirebilecek cesarete sahip olmaktır.

Herkesin bir şey bildiği bu çağda, belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bilmediklerimizi kabul edebilmektir.

Bu Yazıyı Paylaş
Paylaşmaya değer!
WhatsApp X'te Paylaş Telegram

Yorumlar

Henüz yorum yok. Neden ilk yorumu siz yapmıyorsunuz?

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.